Atatürk ve “epigon”ları
Deniz Baykal, Atatürk’ün demokrat olduğunu, oysa Can Dündar’ın filminin onu “diktatör” gibi sunduğunu söylemiş.
Geçenlerde
bir vesileyle 1926 İzmir İstiklal Mahkemesi olgusuna değinmiş ve Kâzım
Karabekir’i konuşturdukları için Atatürk’ün bu mahkemeye nasıl kızıp
azarladığını, mahkeme heyetinin Çeşme’deki binada nasıl pencereden
kaçarak gittiğini anlatmıştım. Hem ülkemizdeki “bağımsız yargılama”
geleneğinin, hem de Atatürk’ün “demokrat”lığının bir örneğiydi, bu
hikâye. Daha pek çokları da anlatılabilir –Dolmabahçe Sarayı’ndaki
sofrada, Reşit Galip’in, çağrılan nöbetçi askerlere altı okka
ettirilmesi gibi sahneler, örneğin.
Deniz Baykal bunları bilmez mi? Muhtemelen bilir. Bunları değilse de benzerlerini bilir.
Önemli olan bilmek değil, onun gibiler için.
Her
toplum sevdiği, teşekkür borçlu olduğuna inandığı, siyasî veya değil,
“büyük” saydığı insanları heykellerle anar, kitaplar, biyografiler
yazılır. Ama demokratik ülkelerde bu işler ne kurulu bir sistem içinde
yapılır, ne de bir sansür çerçevesinde. Türkiye’de Atatürk kültünün
benzetilebileceği olgu, daha çok eski Komünist ülkelerde görülen önder
kültüdür. Ama bu da, ancak bir dereceye kadar.
Troçki,
“Stalinist”lerden söz ederken, “epigon” kelimesini kullanır. Bu Yunanca
kelime, kabaca, “taklitçi izleyici” anlamına gelir. Taklit edenin,
taklit ettiğiyle aynı düzeyde olamadığını da ima eder. Troçki’ye göre
“epigon”, taklit ettiği “idol”ünün belirgin bir özelliğini seçip alır
ve bunu abartılı bir biçimde yaşatmaya veya sürdürmeye veya yeniden
üretmeye çalışır. Troçki’nin hedef aldığı “Stalinistler” Stalin’i
hunharlıkta geçmeye çalışıyorlardı.
Türkiye’de Atatürk, dün de
söylediğim gibi, askerî darbelerle, 27 Mayıs’la başlayarak,
“kült”leştirildi. Birilerinin “Atatürk ilkeleri”ni çiğniyor olması (hem
“ilkeler”, hem de “çiğneme”nin mahiyeti son derece belirsiz olduğu
halde) bu darbeleri meşru göstermeye yetiyordu –daha doğrusu, “yettiği”
kabul edilen bir ideoloji başarıyla yaratıldı. Gene dün söylediğim
gibi, 12 Eylül darbesi bu alanda herkesin önünde gitti.
Komünist
ülkelerde gördüğümüz “lider putlaştırması” ile Atatürk arasındaki
başlıca fark da burada. Komünist ülkelerde yaşayan ve işlerin başında
olan lider putlaştırılıyor. Bunun “pratik-olmayan” bir yanı var: her
“lider” böyle bir şeye ihtiyaç duyacağı için, yeni gelen, mecburen,
eskisinin heykellerini vb. kaldırtıyor, kendininkileri koyuyor.
Oysa burada, sürecin asıl ağırlıklı kısmı, liderin ölümünden sonra
oldu. Hitler heykelini yaptırtmamış, Mussolini yanılmıyorsam yalnız iki
tane diktirmişti. Atatürk heykelleri de onun sağlığında dikilmeye
başladı ama Stalin heykelleri boyutuna varmadı. Ölümünden sonra bütün
resmî kurumlar, kendi çalıştıkları alandan başlayarak, bu sürece
katkıda bulundular. Ama en etkili varlık, başından sonuna, Silahlı
Kuvvetler’di.
Çünkü “Atatürk” ikonu, Silahlı Kuvvetler’in bu
ülkenin siyasî hayatında tuttuğu yerin ve bu yerin genel ideolojide
meşrulaştırılmasının aracı haline getirildi.
Baykal,
Atatürk’ün çağdaşlarının diktatörler olduğunu söylüyor. Öyleydi. Doğu
Avrupa’da Çekoslovakya dışında anti-demokratik, otokratik olmayan ülke
yoktu. Ama Türkiye de böyleydi.
Bir fark gözeteceksek, şurada
bir fark var. Çevredekilerin çoğu aynı zamanda militaristti. Askerlikle
marjinal ilgisi olmuş Hitler, Mussolini, Stalin, hepsi birer üniforma
edinmiş, operet generalleri olarak podyuma fırlamışlardı. Son derece
başarılı bir asker olan Atatürk ancak manevralarda üniforma giydi.
Ama
“demokrat” değildi; olması da galiba pek mümkün değildi. Bunu ben
Atatürk’e saldırı silâhı gibi kullanmayı çok geçerli görmüyorum, ama 70
yıl önce ölen Atatürk demokrat olmadığı için bugün hâlâ demokrat
olmamayı hiç akıl kârı bulmuyorum.
Troçki’nin “epigon”lar
hakkındaki tesbiti oldukça isabetli. “Epigon”, önderin, çok zaman büyük
bir kusur olan özelliğini alıp bağrına basar, öncelikle ona sahip
çıkar. Bu determinizm, “epigon-üreten” kültürlere içkin bir
determinizmdir. Onun için Deniz Baykal’ın –öteki sözlerinin yanı sıra-
“Atatürk diktatör değil, demokrattı” sözü yerini buluyor. Deniz Baykal
dahi hiç sanmam ki bunun böyle olduğuna inansın, ama “demokrasi işte
bu” diyeceği nesnenin özelliklerini iyi biliyor.
Diğer Murat Belge Makaleleri:
- 01.11.2008 - “Mustafa” tartışmaları
- 31.10.2008 - IMF ve “üslûp”
- 28.10.2008 - Olabilecek olur
- 26.10.2008 - Alttan gelmesin de...
- 25.10.2008 - Nereden nereye?
- 24.10.2008 - Gerekçeli Karar
- 19.10.2008 - Frankfurt Kitap Fuarı
- 18.10.2008 - “Birbirlerini yesinler”
- 17.10.2008 - Sizden korkmuyorum
- 14.10.2008 - Güçlü Devlet - Zayıf Toplum düşüncesi
- 12.10.2008 - Golf ve gaf
- 11.10.2008 - OHAL önerisinin düşündürdükleri
- 10.10.2008 - Ne zaman, nasıl bitecek?
- 07.10.2008 - Kürt Meselesi
- 05.10.2008 - Yargı neyi korur?
- Tüm yazıları
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
ESâS KAYIT indir
